Seçim analizi yapmanın anlamı kalmadı

Seçim analizi yapmanın anlamı kalmadı

Altılı Masa'nın Genel Başkanları

Gazetemiz benden seçimlerle ilgili bir yorum yazmamı istediğinde, eğer yazıyı o gün yazmış olsaydım, şöyle başlardım: “Altılı Masa yenildi.”

İyi ki aynı gün yazmamışım. Çünkü “Altılı Masa yenilmedi.”  

Davutoğlu ve Babacan’ı desteklemek üzere yayın hayatına giren Karar Gazetesi’ni açıp, okuyun. Yüzler gülüyor. Yeni Bakanlar Kurulu’nu öve öve bitiremiyorlar. Muhtemelen CHP’de de içten içe benzer bir sevinç olmalı. Çünkü Altılı Masa’da “ekonomi” Babacan’a teslim edilecekti ve Kılıçdaroğlu da İngiltere’den birkaç yüz milyar dolar getirip, ona teslim edecekti. Refah olunca da demokrasi olacaktı, vesaire. İsimler farklı ama netice aynı. 

Mehmet Şimşek ekonominin başında ve uluslararası finans oligarşisi, istikrarı görürse para musluklarını açacak. Erdoğan şimdilik de olsa “ekonomik iktidarını” kaybetti. Karar yazarına göre “iki yıl ekonomiye karışmama sözünü verdi.” 

Bazı kimseler bütün yetkileri elinde toplayan Erdoğan’ın Mehmet Şimşek’i de biraz kullanıp yeniden çöpe atacağından bahisle, “değişen bir şey yok” dese de “değişen çok şey” olmuştur.

Seçimler öncesinde yaptığımız yorumlarda, “derin devletin” Erdoğan’ı birkaç yıllığına “kullanma” kararı verdiğinden söz etmiştik. Ona yarattığı enkazı temizletecekler ve en fazla bir ya da iki yıl sonra da Erdoğan dönemine son verecekler diye yazmıştık.

Bu öngörü doğrulansa da, “temizletecek” olan güç belli ki eksik ifade edilmiş. Türk ekonomisine uluslararası finans oligarşisi el koydu. Değişikliğin hızına bakarsanız, böyle bir değişikliğin ancak “darbe”den bir gün sonra yapılan değişikliği andırdığını görebilirsiniz.

Erdoğan seçime Nebati’yle girdi, seçimden birkaç gün sonra “heteredoks ekonomiden” “ortodoks ekonomiye” zıplayıverdi. Kendisi mi zıpladı yoksa onu zıplattılar mı? Böyle bir uzun atlamayı Olimpiyat rekortmenleri bile gerçekleştiremez. Erdoğan’ı Londra ve New York merkezli uluslararası finans oligarşisinin güçlü kolları havaya kaldırdı ve çıtayı aşırtıp, bambaşka bir yere kondurdu.

Mehmet Şimşek’in Kürtlüğüne bakıp şaşırmayın, “Kürt kökenli Türk” oluşu da önemsiz. Şimşek Londra “tefecilerinin” en güvenilir adamıdır. Kendisi İngiliz ve Amerikan vatandaşıdır. Az sonra teee Amerikalardan Hafize Erkan’ı alıp Merkez Bankası’nın başına geçirecektir. Ekonominin yuları uluslararası finans oligarşisinin eline geçtiğinde o ekonomi beygirinin sırtındaki paşalar ve polis şefleri de ne kadar beygiri Doğu’ya doğru mahmuzlarlarsa mahmuzlasınlar, beygir yuları elinde tutanın vereceği samana doğru, artık tırısa kalkarak mı, dört nala koşturarak mı, rahvan adımlarla mı bilmem, ama yürüyecektir. 

Türkiye “üçüncü dünya savaşında” yenildi. Savaşta birbirini henüz yenemeyen iki küresel güçten birine teslim olacaktı, bir hayli zig zag çizdikten sonra, en azından şimdilik Batılı küresel devletlere “teslim” olma yoluna girmiş bulunuyor. Vaktiyle sömürgeci-emperyalist devletler savaşlarda peş peşine yenilen Osmanlı devletinin ekonomisine Duyun-u Umumiye ile el koymuşlardı. Bu defa küresel emperyalistler bir bakıma kendi adamlarını adeta bir kayyım gibi Türk ekonomisinin başına oturttular. 

Her yenilen devletin başına böyle işler gelir. Buna bakarak Türkiye’yi “sömürge” sanmak doğru olmaz. Türk ekonomisi tekelci ekonomidir ve tekelci egemenlik emperyalizm demektir. Emperyalist emperyalistin ekonomisine el koyar mı demeyin. Koyar. Hem birinci ve hem de ikinci dünya savaşları sonunda galip emperyalistler mağlup emperyalist Almanya’nın tüm ekonomisine el koymuşlardı.

El koyanların amacı, Türk ekonomisini krizden çıkarmak, aldığı borçları ödeyecek duruma getirmek, onun krizinin küresel ekonomiye daha öte zarar vermesini önlemek, kısaca Türk ekonomisini tedavi edip, onu yeniden NATO’nun “zinde gücü” haline getirip, üçüncü dünya savaşında “güvenilir bir müttefike” dönüştürmektir. 

“Ekonomi beygiri” Batıya doğru yürüyor deyince, aklı kıt ne kadar sol-liberal varsa, “bari biz de kuyruğuna yapışıp Batının demokrasi bahçesine kapağı atalım” demeye başladı. Bu yürüyüşü faşizmden kurtuluşun “nal sesleri” sananlar var. Soylu’nun gitmesini, yeni İçişleri Bakanının gelmesini sevinçle karşıladılar. Akar’ın yerine Güler’in gelmesine gülücükler attılar. Fidan’ın hariciye bakanı olmasından ziyadesiyle memnun oldular. Allah akıl fikir ihsan eylesin. 

Türk devletinin krizi yapısaldır. Türkiye enkaza dönmüştür. Bu enkazdan çıkışın “demokratik reform yolu” kapalıdır. Şimşek’in neo-liberal çıkış yolu “liberal demokrasiye” açılamaz. Krizin yükünü emekçilerin sırtına insafsızca yükleme dışında hiçbir çareleri yoktur. “Popülizme son” demelerine bakıp heyecanlananlar var. “Popülizme son vermek” demek, demagojik halkçılıktan, halk düşmanlığına geçmek demektir. “Kemerleri sıktıracaklar”. 

Neden? Çünkü Kürt sorununda çözüm ufukta görülmüyor. Yeni İçişleri Bakanı “vatandaşa can ve mal güvenliği” getirmekten değil, makama daha oturmadan “son teröristi öldürmekten” söz etti. Savunma Bakanı siftah etmeden Akar’ın savaş yolundan yürüyeceğine yemin etti. MİT’in başına Kalın’ın geldiğini de ekleyeyim ki, resim tamamlansın.

Ekonomik krizin temel sebebi savaştır. Bir gerillayı katletmek için bir milyon dolarlık füze atmaya hiçbir ekonomi dayanamaz. Ama atmaya devam edecekler. İyi de bunun açtığı kara deliği neyle kapayacaklar? Elbette emekçinin sömürüsünü kat kat arttırarak, ücretleri düşürerek, “tasarruf” adına insanları bir dilim ekmeğe muhtaç ederek… Aç tavuk ambar deler demişler. Erdoğan “sadaka ekonomisiyle” halk kitlelerinin ayağa kalkmasını önledi. Artık hazinede sadaka parası kalmadı. Şimdi verilmiş sadakalar misliyle geri alınacak. Ve ezilenler kıpırdadığı anda faşizmin sopası onların beynine inecek. Bu defa “Türk ulusunun” mütedeyyin kesimini “kayırmak”, sömürünün kırıntılarını vererek onları teskin etmek bile mümkün olmayacak. Kürde füze atılıyorsa onlara da dayak atılacak. 

Enkazdan çıkışın yolu budur ve “demokrasi şampiyonu” küresel devletler müttefiklerinin krizden çıkması, yeniden dünya kapitalizminin uyumlu bir parçası olması karşılığında, “Kürt halkının ve emekçilerin eti senin, kemiği bizim olsun” diyecekler. Gözlerini zorbalığa kesinlikle yumacaklar. Lozan’da Türk devletine meşruiyet verirlerken, Bakur Kürdistan’ında zorla asimilasyon ve soykırım “bonusu” verdikleri gibi. 

Bu defa çok daha sofistike bir planları olduğu görülüyor. Yeni iktidar, yanı başına Hüda-Par’ı aldı. Erdoğan diyelim ki damdan düşüp, hak vaki olursa yerine geçecek olan Cumhurbaşkanı Yardımcılığına Bingöllü bir Kürt siyasetçi geldi. Şimşek de Kürt. Fidan da Kürt. Dahası da var. Hepsi de “Türçülüğün Esaslarını” yazan Ziya Gökalplerin cebinden çıkmış. Neden acaba? Küresellerin Kürdistan stratejisi uygulama aşamasında. Soykırımcı strateji sökmedi. Şimdi Kürdü kürt olarak “dönüştürmeyi” deneyecekler. Hüda-Par’la Kürdistan’daki özgürlükçü laikleşmeye savaş açacaklar. Kürt kimlikli bakanlarla Kürt halkını Barzani’ye doğru yönlendirmeye çalışacaklar. Kısaca silahın yanında çok yönlü bir ideolojik saldırıya geçecekler.

Bu amaçla HDP’ye karşı örgütlü bir saldırıya geçtiler. HDP’nin temel taşlarına ateş açıyorlar. “Türkiyelilik” konseptine, solla ittifaka, parti kadrolarına müthiş bir demagojik kampanya yürütüyorlar. Binlerce trol, parti tabanının haklı eleştirilerine “sahip” çıkıyormuş gibi yapıyor ve bu eleştirileri düşmanlığa dönüştürmek için her türlü çarpıtmayı yapıyor. Irkı bir Türk, “Kürt kılığına” girmiş, “partiye Türkler hakim oldu” yaygarası koparıyor. Azılı karşı-devrimci bir anda “ihtilalci devrimci” kılığında partinin legalitesine karşı provokasyon yapıyor. Bunlar küresel güçlerin ve Türk egemenlerinin Kürdistan’ı Apoculuktan “arındırma” amacıyla saldırıyorlar.

Nasıl ki Aposuz Türkiyelileşme aslında Türkleşmeye götürürse, Aposuz Kürdilik de Türk devletiyle içiçe geçmiş sahte milliyetçiliğe ve teslimiyete götürür. Her ikisinin sonucu soykırımdır, Kürtlüğün tüketilmesidir.

Türkiyelileşme stratejisi, Konfederalizmin Türkiye ayağıdır. Kürt halkının tarihi misyonu şu aşamada istisnai bir devrimci misyondur. Ne Kürdistan’ın içine kapanmakta, ne de Türkiye ile sınırlı olmaktadır. Ortadoğu’dan Avrupa’ya ve giderek Latin Amerika’ya kadar Kürt halkının öncülüğünde Konfederalizm düşüncesi yayılmakta, Kürdistan kadınlarının “Jin Jiyan Azadi” solganı dünya kadınlarının sloganı olmaktadır. Türkiye’nin devrimci sosyalistleri bu gerçeği görmüş ve Kürt özgürlük hareketiyle aynı saflarda mücadeleye atılmıştır.

Şimdi bu büyük hareketin önünde hem büyük tehlikeler, hem de büyük imkanlar duruyor.

Her devlet, keskin politik, ekonomik dönüş aşamasında kaçınılmazlıkla zayıflar, iç çelişkileri artar. Şimdi Erdoğan rejimi yeniden keskin bir dönemeç almaya çalışıyor. Komik tabiriyle “heteredoksluktan ortodoksluğa”, Rusya ile oynaşmaktan Batıya dümen kırmaya kalkıyor. Vurgun ekonomisinden nemalananlar, Ergenekonun Ruscu unsurları, mafya direnecektir. Enkazın kaldırılması bir günde gerçekleşmeyecektir. Biz Erdoğan sonrasında böyle bir kaotik “ara dönem”den söz etmiştik.  Erdoğan iktidarda. Ancak onun yerine geçecek olanların yapacağı her şeyi şimdi bizzat Erdoğan yapmak zorundadır. Demek ki yine “ara dönemden” geçilecek.

“Ara dönem” aynı zamanda hem umulmadık tehlikelere ve hem de umulmadık imkanlara gebedir. Krizi aşma çabaları yeni krizlere yol açabilir. 

Şimdi seçimde yenildik mi, yenilmedik mi tartışmasının hiçbir anlamı kalmadı. Birçok kimsenin tahmin etmediği yeni bir siyasi durum söz konusudur. Erdoğan tıpkı Şarlo’nun “diktatörü” gibi bir diktatördür. Partisi yenilmiş, yüzde otuzlara geri dönmüştür. İşleri “devlet” çekip çevirmektedir. O nedenle Murat Karayılan “partileri değil, devleti muhatap alacaklarını” açıklamıştır. Bunun anlamı açıktır: Bu devletle, o kabul ederse “barışın diliyle” diyalog kurulacak, kabul etmezse diyalogun yolu devrimci yoldan açılacaktır. 

Şimdi devleti barışa, çözüme ve demokrasiye zorlama imkanları önümüzde duruyor.

Bu imkanları kullanmanın en büyük adımı örgütlenmektir. HDP’nin bileşeni olan bütün sosyalistler seçim sonuçlarıyla boğuşmaktan hemen kurtulmalı, HDP’yi üçüncü yolun partisi olarak “yeniden yapılandırma” sürecine kendi katkılarını yapmalı, bu partiye karşı her türlü saldırıyı savuşturmalıdır.


Konuyla ilişkili diğer makaleler