Yurtdışındaki Yaşayan Türkiyelilerin Seçme ve Seçilme Hakkı İptal Edilsin(mi)!?

Yurtdışındaki Yaşayan Türkiyelilerin Seçme ve Seçilme Hakkı İptal Edilsin(mi)!?

Birinci tur cumhurbaşkanlığı seçimleri ve milletvekili genel seçimleri sona erdi. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kalırken milletvekili seçimlerinde 323 milletvekili ile Cumhur İttifakı TBMM’de çoğunluğu elde etti. Millet İttifakı ise 212 milletvekili ile beklentilerin epeyce gerisinde kaldı. Yeşil Sol Parti’nin 65 milletvekilini de eklersek muhalefet 277 milletvekili ile yine TBMM’de çoğunluğu elde edemedi.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda ise mevcut AKP-MHP iktidarı devletin tüm olanaklarını ve devletin bütçesini hoyratça kullanarak, medya ve basını arkasına alarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da desteğiyle ötekileştirici ve ırkçı söylemlerle muhalefete yüklenerek galip gelmiştir. 

Burada dikkat çeken yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bu seçimlerdeki tercihleridir. Tercihler %50,52 ile AKP’den ve %65,49 ile Erdoğan’dan yana olmuştur.

Burada neredeyse tüm muhalif kesimlerden yükselen sesler yurtdışında yaşayanların seçme ve seçilme hakkının ellerinden alınmasına yöneliktir. Yurtdışında görece refah içinde yaşayıp ülkenin kaderini belirlemede kilit oylara sahip olmak kabul edilemez bir durum teşkil ediyor bu muhalif kesimlerce. 

Ancak unutulmaması gereken bir konu var: Seçme ve seçilme hakkı bir haktır. Yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli insanlar yıllardan beri yaşadıkları ülkelerde seçme seçilme hakkı için mücadele verirken kendi ülkelerindeki seçimlerde aynı hakka sahip olmamaları kabul edilemez. Hele ki muhalif kesimler hak ve hukuktan, demokrasiden dem vururken bu asla kabul edilemez. Seçme ve seçilme hakkı bir HAKTIR. Dolayısı ile sorun bu hakka sahip olup olmamak değil, yurtdışında yaşayan insanların seçimlerdeki tercihlerinin nedenlerine bakmak gerekiyor.

Biraz irdeleyelim. 

Uzmanlara göre muhafazakâr ve dindar bir sosyal yapıya sahip olan yurtdışındaki seçmenler seçme hakkının verildiği 2014 yılından bu yana her seçimde AKP ve Erdoğan’ı tercih ettiler. Uzmanlar, bir yandan 60’lı yıllarda Avrupa’ya göç eden “misafir işçiler”in muhafazakâr ve dindar geleneklerini Avrupa’da yaşatmak ve kendilerinden sonraki nesillere devretmek istediklerini ve dolayısı ile milliyetçi ve dindar görünümlü partilere duydukları yakınlığı belirtirken diğer yandan da Avrupa’da uğradıkları hayal kırıklığını başlıca neden olarak gösteriyorlar. Örneğin altmış yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşayıp, en zor ve kirli işlerde çalıştırılıp ama hala eşit haklara sahip olamayan ve ırkçılıkla, yabancı düşmanlığıyla karşı karşıya kalan yüzbinlerce Türkiye kökenli insanlar var. Duisburg-Essen Üniversitesi'ne bağlı Türkiye ve Uyum Araştırmaları Merkezi Vakfı'ndan Caner Aver"Almanya'daki göç, uyum veya İslam tartışmaları çoğu zaman Türkiye kökenliler üzerinden yürütülüyor. Doğrudan ayrımcılık deneyimi yaşamamış ama sadece yürütülen tartışmaları takip etmiş olsalar bile, bu muhafazakâr çevrenin ortak hafızasına yazılıyor. Nihayetinde bu durum, onları Erdoğan ve AKP'nin kollarına itiyor." 1

Bir başka neden ise AKP’nin Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'nin (DİTİB) aracılığıyla yurtdışındaki Türkiye kökenli insanlara yönelik düzenli ve istikrarlı çalışmalar yapmasıdır. Eski ismiye UETD, yeni ismiyle Uluslararası Demokratlar Birliği'nin (UID) AKP’nin yurtdışı örgütlenmesidir ve her seçimde seçmenlere yönelik ciddi çalışmalar yapmaktadır. DİTİB ve UID AKP tarafından hem mali hem de kadro desteği görmektedir. Duisburg-Essen Üniversitesi Türk Çalışmaları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yener-Roderburg, bu camilerde Türklerin "sosyalleştiğini ve kendi kimliklerini bulduklarını" belirtiyor. Yener-Roderburg DİTİB'in "inançla" ilgili hizmetlerin yanı sıra farklı ihtiyaçları karşıladığını, örneğin aile danışmanlığı, psikolojik danışmanlık gibi hizmetler verdiğini, Almanca dil kursları düzenlediğini, kadınlara, çocuklara alan sunduğunu anlatıyor. Yener-Roderburg, Ankara tarafından gönderilen ve maaşları ödenen imamların görev yaptığı camilerde, "AKP'nin bu alanları kullandığına" dikkat çekiyor.

Seçim zamanı da bu insanlar için "AKP'nin dışında bir partiye oy verme seçeneğinin" bulunmadığını vurgulayan Yener-Roderburg, "kendilerini rahat hissettikleri cemaati" ve "kendi hayat tarzlarını korumak" için de AKP'yi seçtiklerini ifade ediyor ve ekliyor: "Herhangi bir muhalefet partisinin DİTİB'in fonlarını keseceğine inanıyorlar."2

Bir başka neden ise Erdoğan’ın yurtdışındaki seçmenlerde yarattığı „güçlü lider“ imajıdır. Bu seçmenlere göre Erdoğan Türkiye’yi bölgesel bir güç haline getiren, Batı’ya kafa tutan, küresel güçlerle uğraşan liderdir. Seçmenler „Erdoğan’dan önceki hükümetler bırakın küresel güçlere kafa tutmayı bu seçmenlere seçme hakkı bile vermediler“ diyorlar.

Avrupa ülkelerinde bu durum hayretle karşılanırken yapılması gerekenler konusunda epeyce bir kafa karışıklığı kendini gösteriyor. “Nasıl olur da bu insanlar buralarda refah içinde yaşarken, demokrasinin tüm nimetlerinden faydalanırken kendi ülkelerinde Erdoğan’a oy verirler” başlıca soru olmaktadır. Doğru olan ise bu seçmenlerin azımsanmayacak bir kesimi öyle pek de refah içinde yaşamıyor. Devletin verdiği işsizlik yardımları veya sosyal yardımlarla ay sonunu zar zor getiren bir kesim var. Horlanan, dışlanan, yabancı düşmanlığına, ırkçılığa ve ayrımcılığa maruz kalan bir kesim var. Altmış yılı aşkın bir süredir örneğin Almanya’da yaşıyor olmasına rağmen belli temel haklardan yoksun bırakılan bir kesim var. Hal böyleyken seçmenleri suçlamak yerine seçmenlerin neden AKP’den, Erdoğan’dan yana tercih kullandıklarını araştırmak gerekmektedir. Doğrudan AKP ve Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden finanse edilen DİTİB imamları seçim süreçlerinde birer AKP elemanı gibi çalışmaktadırlar. UID aracılığı ile doğrudan seçim çalışmaları yapılmaktadır. Yurtdışındaki insanlar hakkında topladıkları bilgileri AKP’ye aktarmaktadırlar. Yaklaşık 6 bin MİT elemanı Avrupa’da görev yapmaktadır. Yani suçlu biri varsa o da bütün bunlara seyirci kalan Avrupa hükümetleridir. 

Burada göz ardı edemeyeceğimiz bir gerçek de yurtdışındaki göçmen örgütlenmelerindeki yetersizlik ve öngörüsüzlüktür. Avrupa’da güçlü örgütlenmelere sahip olan Aleviler ve Kürt Halkı kendi örgütsel çevrelerinde etkili çalışmalar yaparken sol, sosyalist örgütler maalesef bulundukları ülkelerdeki göçmenlere yönelik çalışmalarda çok zayıf kalmaktadırlar. Aleviler başlıca inanç temelli çalışmalarda etkili olurken Kürt Halkı da ulusal demokratik kimlik etrafındaki birleşmektedir. Her ne kadar Türkiye kökenli insanlar yurtdışında uzun süreler yaşıyor olsalar bile Türkiye ile ilişkileri aslında hiç kesintiye uğramadı. Dolayısı ile yurtdışında yaşayan göçmenlerin sorunlarına yaklaşımda, onların bulundukları ülkelerdeki sorunlarının yanı sıra Türkiye ile ilişkilerinde de demokratik, eşitlikçi, barışçıl bir yol izlemeleri konusunda bahsi geçen sol sosyalist örgütlenmeler maalesef etkili olamamıştır. Bu örgütlenmeler yıllardan beri yüzünü Türkiye’ye çevirmiş olsalar bile gerçekte Türkiyeli göçmenlere yönelik çalışmalarda çok zayıf kalmışlardır. Hal böyle olunca göçmenler farklı mecralarda çözüm arayışlarına yöneliyorlar.

Şimdi Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, "Göz ardı etmek artık mümkün değil. Türkiye'deki pek çok kişi için, özellikle de tüm umudunu kaybeden genç ve iyi eğitimli kişiler için üzgünüm. Peki biz Ankara'dan gelen yeni imamların bu ülkede şimdi daha da çok yayacağı aşırı milliyetçilik ve köktencilik karşısında hazırlıklı mıyız?" diye soruyor. 

Hayır sayın Cem Özdemir, hazırlıklı olmak istemiyorsunuz. Gidişattan gayet memnunsunuz. 

1, 2  Gazete Duvar, 29 Mayıs 2023

 


Konuyla ilişkili diğer makaleler